| "Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek" anlamlarına gelen
dua, Kuran'a | (...) om/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" title="," class="inlineimg" />Ş : Hayalperestliği sembolize |
| göre "kulun bütün benliğiyle Allah'a yönelmesi" ya da
"gücü sınırlı | eder. Aşırı hayal kuran kişilik.
T : Oldukça ketum tavırlı |
| ve sonlu bir varlık olan insanın, sınırsız ve
sonsuz bir | ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.
U Ü |
kudret karşısında acizliğini kabul ederek yardım dilemesi" şeklinde
tanımlanmaktadır.
Allah | : Durgun görünümlü çok ağır hareket eden işlerini ağırdan alan |
| inancı olan her insanın şöyle ya da böyle
dua ettiği | bir profil çizen kişilik.
V : Kendi içine dönük umursamaz |
| bir gerçektir. Ancak insanların oldukça büyük bir kısmı
duayı, sadece | bir kişiliği ifade eder bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle |
| darlık ve sıkıntı anında elden gelen tüm ihtimaller
denendikten sonra | hareket eden kişilik örneği.
Y : Geçmişteki izleri üzüntü ve |
| Allah'ı hatırlamak şeklinde anlamaktadırlar. Bu insanlar üzerlerindeki sıkıntı
geçince bir | diğer olayları sürekli yaşarlar geçmişlerini asla unutmazlar ve güçlü bir |
| sonraki darlık ve sıkıntı anına kadar Allah'ı unutur
ve ondan | kişilik yapısı gösterirler.
Z : Bilimsel açıdan başarılı okumayı seven |
bir şey talep etmeyi akıllarının ucundan dahi geçirmezler.
İnsanların başka | akademik anlamda başarılı kişilik ifadesidir.
(...) isteyen AİHM kararını da |
| bir bölümünde de son derece hatalı bir dua
anlayışı hüküm | fetva doğrultusunda vermiş!..
* GÖZARDI EDİLEN LAIK KURALLAR :Bir devlet kurumu |
| sürmektedir. Bu insanlar için dua, küçük yaşlardan itibaren
ailenin yaşlı | olan Diyanet İşleri Başkanlığı üç kere “Başörtüsü dinin emridir” şeklinde |
| bir ferdi tarafından öğretilen anlaşılmaz bazı sözlerdir. İnsanların
bu tür | fetva vermiştir. Zaten aksini değil başkanlık müslümanım diyen hiçbir kimse |
| dualarında Allah'ın varlığı, birliği, büyüklüğü, kudreti, insanları sürekli
olarak görüp-işittiği, | söyleyemez. Çünkü bu bir iman meselesidir. Mustafa Kemal Atatürk de |
| dualara icabet edeceği fazla düşünülmez. Önceden ezberlenmiş olan
dua kalıpları | Söylev ve Demeçlerde “Dinimizin tavsiye ettiği tesettür; hem hayatımıza hem |
| tekrarlanır, durur. Oysa kitabımızın da konusu olan, Allah'ın
Kuran aracılığıyla | de fazilete uygundur” demiştir. Annesi Zübeyde Hanım ve eşi Latife |
insanlara duyurduğu dua şekli çok farklıdır.
Kuran'a göre
dua etmek, | Hanım’ın başörtüsüz bir tek resmi yoktur. Atatürk’ün kadın kıyafeti ile |
| Allah'a ulaşabilmenin en kolay yoludur. Şimdi Allah'ın sıfatlarını
bir düşünelim. | ilgili bir inkilabı da mevcut değildir. Anayasamızın 24. maddesi de: |
| O, insana şah damarından daha yakın olan, herşeyi
bilen, işitendir... | “Herkes vicdan dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse ibadete |
| İnsanın içinden geçirdiği tek bir düşünce bile Allah'tan
gizli kalmaz. | dini ayin ve törenlere katilmaya dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya |
| O halde samimi olarak Allah'tan bir istekte bulunmak
için insanın | zorlanamaz. Dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” şeklindedir.
|
| sadece düşünmesi bile yetmektedir. İşte Allah'a ulaşmak bu
denli kolaydır. | |
İnsan kulluk bilincinde olduğu sürece Allah katında bir
değer kazanabilir. | |
| Bu yüzden insanın Allah'a yönelmesi, hataları konusunda Allah'a
itirafta bulunması | |
| ve sadece Allah'tan yardım dilemesi gerekmektedir. Bunun dışında
bir davranış | |
| tarzı Allah'a karşı büyüklenmektir ki, Kuran'da bunun cezasının
sonsuz cehennem | |
olduğu bildirilir.
Günümüz toplumlarında dikkat çeken bir gerçek,
diğer birçok | |
| ibadet gibi duanın da terk edilmiş bir gelenek
olarak düşünüldüğüdür. | |
| Aslında bu düşüncenin gelişmesinin perde arkasında "Allah'tan bağımsız,
kendi kendisine | |
| işleyen bir dünya" olabileceği telkini yatmaktadır. İnsanların büyük
bir kısmı | |
| ister istemez yaşantılarının başlangıcından sonuna kadar tüm olayların
kendilerinin ve | |
| çevrelerindeki insanların kontrolünde cereyan eden olaylar olduğunu düşünürler.
Bu yüzden | |
| de ölümle burun buruna gelmeden ya da çok
büyük bir | |
| felaketle karşılaşmadan Allah'a dua etme ihtiyacı duymazlar. Oysa
bu büyük | |
| bir yanılgıdır. Bu yanılgıda öyle bir noktaya gelenler
olur ki, | |
| bunlar duayı adeta geçmiş zamanlardan günümüze kadar ulaşmış
bir sihir | |
| tekniği olarak algılarlar. Halbuki dua, yaşamın geneline yayılacak
başlıbaşına bir | |
ibadettir.
İnsanların tamamı duaya muhtaçtır. Fakir ve zor
şartlar altında | |
| yaşayan birinin zengin bir insana göre duaya daha
fazla ihtiyacı | |
| olduğunu düşünmek, dua konusunu temelinden yanlış anlamak demektir.
Hali vakti | |
| yerinde, hayatta tüm istediklerine kavuştuğunu düşünen bir insanın
duaya ihtiyacı | |
| olmadığını düşünmek son derece hatalıdır. Çünkü bu durumda
dua etmenin | |
| tek sebebinin dünyevi arzuların tatmini olduğu anlamı çıkmaktadır.
Oysa müminler | |
| hem dünya hayatları için, hem de ahiretleri için
dua ederler. | |
| Dua beraberinde tevekkülü de getirir. Dua eden insan,
karşısına çıkabilecek | |
| zor ya da kolay her türlü durumu, tüm
olayları, kainatın | |
| Yaratıcısı ve Hakimi olan Allah'a havale etmiş demektir.
Bir problemi | |
| çözmenin ya da önlemenin bütün yollarının evrendeki tüm
kudretin sahibi | |
| olan Allah'a dayandığını bilmek, tüm işleri ona havale
etmek ve | |
| sadece ona dua etmek, mümin için bir ferahlık
ve güven | |
| kaynağıdır.
| |