RABBİMİZİN ESMASI(İsimleri)

Büyük resmi görmek için resmin
üzerine tıklayın... | (...) sevgı mesajları en iyileri burda
(...) r />
Vedûd: |
Cenab-ı Hakk’a ait isimler kâinatta icraatı müşahede edilip
ve yine | Sevilmeye çok layık olan kullarını çok seven.
Mecîd: Şanı yüce olan |
O güzel isimler sahibi tarafından O’nun has kulları
vasıtasıyla bize | sınırsız kerem sahibi.
Bâ Öldükten sonra dirilten peygamber gönderen.
Şehîd: Kendisinden hiçbir |
| öğretilmiş isimlerdir. Allah’ın (celle celâluhû) Kur’an’da ve hadislerde
geçen pek | şey saklanamayan hiçbir şeyi unutmayan her şeye şahit olan.
Hak: Varlığı |
| çok ismi vardır. Bunlardan doksandokuz tanesi hadis-i şeriflerde
bildirilmiştir. Allah | kendinden inkârı mümkün olmayan.
Vekîl: Her şeyi tedbir ve idare eden |
Rasûlü bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Allah’ın doksan
dokuz ismi | gözeten Kendisinden hiçbir şeyin bilgisi gizli kalmayan varlıkların rızık ve |
vardır. Bunları öğrenip sayan Allah ile muamelesinde esma-i
hüsnanın sınırlarını | idareleri kendisine ait olan.
Kavî: Hiçbir halde Kendisine aczin yol bulamadığı |
muhafaza edip onlara güzelce riayet ederek kullukta bulunan
cennete girer.”(1) | yegâne güç ve kuvvet sahibi.
Metîn: Kâmil kuvvet ve tam iktidar |
Hadiste bildirilen Allah’ın doksan dokuz ismi şunlardır:
Allah: Cenab-ı
Hakk’ın bütün | sahibi.
Velî: Kendisine inananların dost ve yardımcısı olan kâinatın ve mahlukların |
isim ve sıfatlarını kendinde toplayan Zatına delalet eden
özel ismi.
Rahmân: | işlerini tekeffül eden.
Hamîd: Her türlü hamd ve övgüye lâyık olan.
Muhsî: |
Bütün mahlukatına inanana inanmayana merhamet edip nimetlendiren.
Rahîm: Allah’ın
Rahman sıfatıyla | Her şeyi bir bir sayıp hıfz eden.
Mübdi’: Mahlukatı örneksiz ve |
| lutfettiklerini imanla güzelce değerlendirenlere hususî rahmetini ifade eden
ve “Çok | yoktan yaratan.
Mu’îd: Mahlûkatı öldürdükten sonra tekrar yaratan.
Muhyî: Hayat veren.
Mümît: Öldüren.
Hayy: |
merhametli” manasına gelen ismi.
Melik: Varlığın gerçek hükümdarı.
Kuddûs: Her
türlü kusur | Her zaman var olan hayat sahibi.
Kayyûm: Zevalsiz kaim olan ve |
ve noksanlıktan uzak tahdid ve tasvire sığmayan her
özelliğinde mükemmel | her şeyin kıyam ve idaresini ayakta tutan.
Vâcid: Zengin ve hiçbir |
olan tertemiz.
Selâm: Her türlü selâmetin kaynağı ayıptan kusurdan
eksiklikten salim | şeye ihtiyacı olmayan dilediğini istediği anda meydana getiren.
Mâcid: Şanı yüce |
kullarını selâmete çıkaran.
Mü’min: İman emniyet veren şüphe ve
tereddütleri kaldıran | olan.
Vâhid: Tek ve eşsiz
Samed: Tam eksiği olmayan her şey kendisine |
kendisine sığınanlara iman korkanlara eman verip onları koruyan.
Müheymin:
Görüp gözeten | muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan.
Kâdir: Tam kudret |
her şeye şahid olan ve koruyup sıyanet eden.
Azîz:
Üstün kudret | sahibi kudretine hiçbir surette acz bulaşamayan.
Muktedir: Kendisine hiçbir şey mümteni |
sahibi mutlak galip.
Cebbar: Yaratıklarının hallerini ve işlerini düzelten
iradesi ile | (imkânsız) olmayan şiddet veya kuvvet ile hiç kimsenin Kendisine karşı |
onları istediği şekilde yöneten ve hükmünün yerine gelmesine
karşı konulamayan.
Mütekebbir: | çıkamayacağı tam kudret sahibi.
Mukaddim: Dilediğini öne alan.
Muahhir: Dilediğini geri bırakan.
Evvel: |
Her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösteren büyüklük
ululuk azamet | Bütün varlıklardan önce var olan Kendisine hiçbir şeyin sebkat etmediği |
kendisine mahsus kendisinin hakkı olan.
Hâlik: Her şeyi yoktan
yaratan.
Bâri: Yaratıklarını | Zat.
Âhir: Sonu olmayan varlıkların geçmesinden sonra bâki kalan.
Zâhir: Her şeye |
düzgün ve âhenkli kılan.
Musavvir: Bütün mahlûklarına özel sûretlerini
veren.
Gaffâr: Kullarının | galip her şeyin üstünde olan Yüce delilleriyle işleriyle aşikâr olan.
Bâtın: |
günahlarını affederek örten mağfireti engin olan.
Kahhâr: Galip gelen
hükmeden. Hâkimiyet | Hiçbir gözün idrak edemeyeceği hiçbir vehmin kuşatamayacağı her şeyin içine |
ve kudretle mahlukata galebe eden onları istediği şekilde
yöneten ve | nüfuz eden her şeye her şeyden daha yakın olan Zat.
Vâlî: |
yönlendiren isyankârları kahreden.
Vehhâb: Karşılıksız bol bol veren lutfeden.
Rezzâk:
Mahlukatını rızıklandıran.
Fettâh: | Bütün varlığı idare ve tasarruf eden.
Müteâli: Her şeyden aşkın ve |
Her bir müşkil ve hayır kapısını açan.
Alîm: Her
şeyi bilen.
Kâbız: | yüce olan.
Berr: Kullarına karşı çok şefkatli iyiliği bol olan.
Tevvâb: Kulların |
Hikmeti ve lütfu gereği sıkan daraltan ruhları alan.
Bâsıt:
Açan genişleten | tevbelerinin her yenilenmesinde onların tevbelerini kabul buyuran.
Müntakim: Suçluları adaletiyle hak |
ömürleri uzatan.
Hâfıd: Dilediğini al-aşağı eden firavnları cebbarları kâfirleri
hor ve | ettikleri cezaya çarptıran.
Afüvv: Cezalandırmaya kadir olduğu halde lutfedip bağışlayan affeden.
Raûf: |
hakir eyleyen.
Râfi’: Dilediğini yücelten yükselten.
Mu’iz: Dilediğini aziz kılan.
Müzill:
Dilediğini zelil | Merhameti şefkati engin olan.
Mâlikü’l-mülk: Mülkün gerçek sahibi varlıklar üzerinde istediği |
eden.
Semi’: Her şeyi işiten.
Basîr: Her şeyi gören.
Hakem: Hükmeden
iyiyi kötüden | gibi tasarruf eden.
Zü’l-celâli ve’l-ikram: Ululuk ve ikram sahibi.
Muksıt: Adil bütün |
ayırt eden.
Adl: Adalet sahibi.
Latîf: Lutfeden ve her şeyi
incelikleriyle bilen.
Habîr: | işlerini yerli yerinde dengeli kılan.
Câmi’: Dilediğini istediği anda ve istediği |
Her şeyden haberdar olan.
Halîm: İsyankarları cezalandırmakta aceleci olmayan.
Azîm:
Ululuk ve | yerde toplayan.
Ganiyy: Kimseye ihtiyacı bulunmayan ve her şeyin kendisine muhtaç |
azamet sahibi.
Gafûr: Günahları hataları çok affedip örten.
Şekûr: Kulların
az amellerine | olduğu zengin.
Muğnî: Dilediğini zengin hale getiren.
Mâni’: Dilediğine engel olan. Kullarından |
karşı çok mükâfat veren sevaplarını kat kat artıran.
Aliyy:
Yaratılanlar üzerinde | itaat edenleri kötülüklerden koruyan yardım eden.
Dârr: Elem ve zarar veren |
kudretiyle yücelik sahibi.
Kebîr: Büyük.
Hafîz: Kendisinden hiçbir şey gizli
kalmayan kullarının | şeyleri yaratan ve dilediğini bunlarla imtihan eden.
Nâfi’: Hayır ve yarar |
yaptığı her şeyi kaydeden kudretiyle gökleri ve yeri
varlıkta tutan | veren şeyleri yaratan ve dilediğini bunlardan yararlandıran.
Nûr: Âlemleri ve gönülleri |
insanları koruyup kollayan.
Mukît: Her şey üzerinde kadir her
şeyi gözeten | nurlandıran.
Hâdî: Hidayet eden her şeye varlıklarını sürdürme yollarını gösteren.
Bedî’: Eşsiz |
ve her yaratılmışın azığını veren.
Hasîb: Kâfi gelen hesab
gören hesaba | bir biçimde yaratan.
Bâkî: Varlığının nihayeti olmayan dâimi var olan.
Vâr Her |
çeken.
Celîl: Karşısında hiçbir şey kendi kendine tutunamayacak azamet
ve celali | şey yokluğa döndükten sonra da varlığı ve saltanatı devam eden |
| ile her şeyi kahr ve yok edebilecek derecede
büyüklük ve | bütün servetlerin hakiki sahibi.
Reşîd: Her şeyi bir hikmet ve nizam |
istiğnayı mutlak sahibi.
Kerîm: Kerem ve ihsan sahibi.
Rakîb: İnsanların
bütün yaptıklarını | üzere hedefine ulaştıran yol gösteren.
Sabûr: İsyankarları hemen cezalandırmayıp mühlet veren |
kayd ve kontrol eden.
Mücîb: Dua ve dilekleri kabul
edip icabet | çok sabırlı.
Allah’ın isimleri doksan dokuz tane mi?
Allah’ın isimleri sadece bu |
eden.
Vâsi’: İlmi rahmeti gınası her şeyi kuşatan.
Hakîm: Hikmet
sahibi her | isimlerden ibaret değildir. Hadis-i şerifte doksan dokuz sayısının zikredilmesi bunlardan |
şeyi yerli yerinde yapan.
Vedûd: Sevilmeye çok layık olan
kullarını çok | başka ilâhî isim yoktur anlamında bir sınırlama değildir. Bunlar en |
seven.
Mecîd: Şanı yüce olan sınırsız kerem sahibi.
Bâ Öldükten
sonra dirilten | meşhur isimlerdir. Yoksa Allah’ın sayısız ismi vardır.
Biz Esmâ-i İlâhiye’nin tamamını |
peygamber gönderen.
Şehîd: Kendisinden hiçbir şey saklanamayan hiçbir şeyi
unutmayan her | bilmiyoruz. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir kimsenin afet ve |
şeye şahit olan.
Hak: Varlığı kendinden inkârı mümkün olmayan.
Vekîl:
Her şeyi | musibetler dolayısıyla tasalandığında okuması için talim ettikleri duada “Allah’ım ben |
tedbir ve idare eden gözeten Kendisinden hiçbir şeyin
bilgisi gizli | Senin kulunum kullarından bir erkekle bir kadının oğluyum. Perçemim Senin |
kalmayan varlıkların rızık ve idareleri kendisine ait olan.
Kavî:
Hiçbir halde | (kudret) elindedir. Hakkımdaki kararın yürürlükte ve takdirin âdilânedir. Senden kendini |
Kendisine aczin yol bulamadığı yegâne güç ve kuvvet
sahibi.
Metîn: Kâmil | isimlendirdiğin Kitab’ında zikrettiğin mahlûkatından herhangi birine öğrettiğin veya gayb ilminde |
kuvvet ve tam iktidar sahibi.
Velî: Kendisine inananların dost
ve yardımcısı | kendine tahsis ettiğin (kimseye bildirmediğin) her ismin hürmetine... Kur’an’ı kalbimin |
olan kâinatın ve mahlukların işlerini tekeffül eden.
Hamîd: Her
türlü hamd | baharı gözümün nuru hüzün gam ve tasamın gidericisi kılmanı diliyorum.”(2) |
ve övgüye lâyık olan.
Muhsî: Her şeyi bir bir
sayıp hıfz | buyuruyor. Demek ki sadece bir insanın bildiği yalnız bir kitapta |
eden.
Mübdi’: Mahlukatı örneksiz ve yoktan yaratan.
Mu’îd: Mahlûkatı öldürdükten
sonra tekrar | zikredilmiş tek bir salih kul cin veya meleğe bildirilmiş ya |
yaratan.
Muhyî: Hayat veren.
Mümît: Öldüren.
Hayy: Her zaman var olan
hayat sahibi.
Kayyûm: | da kimseye bildirilmeyip ilm-i İlâhî’ye has kılınmış isimler de vardır.
|
| Zevalsiz kaim olan ve her şeyin kıyam ve
idaresini ayakta | |
tutan.
Vâcid: Zengin ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan dilediğini
istediği anda | |
meydana getiren.
Mâcid: Şanı yüce olan.
Vâhid: Tek ve eşsiz
Samed:
Tam eksiği | |
olmayan her şey kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi
hiçbir şeye | |
muhtaç olmayan.
Kâdir: Tam kudret sahibi kudretine hiçbir surette
acz bulaşamayan.
Muktedir: | |
Kendisine hiçbir şey mümteni (imkânsız) olmayan şiddet veya
kuvvet ile | |
hiç kimsenin Kendisine karşı çıkamayacağı tam kudret sahibi.
Mukaddim:
Dilediğini öne | |
alan.
Muahhir: Dilediğini geri bırakan.
Evvel: Bütün varlıklardan önce var
olan Kendisine | |
hiçbir şeyin sebkat etmediği Zat.
Âhir: Sonu olmayan varlıkların
geçmesinden sonra | |
bâki kalan.
Zâhir: Her şeye galip her şeyin üstünde
olan Yüce | |
delilleriyle işleriyle aşikâr olan.
Bâtın: Hiçbir gözün idrak edemeyeceği
hiçbir vehmin | |
kuşatamayacağı her şeyin içine nüfuz eden her şeye
her şeyden | |
daha yakın olan Zat.
Vâlî: Bütün varlığı idare ve
tasarruf eden.
Müteâli: | |
Her şeyden aşkın ve yüce olan.
Berr: Kullarına karşı
çok şefkatli | |
iyiliği bol olan.
Tevvâb: Kulların tevbelerinin her yenilenmesinde onların
tevbelerini kabul | |
buyuran.
Müntakim: Suçluları adaletiyle hak ettikleri cezaya çarptıran.
Afüvv: Cezalandırmaya
kadir olduğu | |
halde lutfedip bağışlayan affeden.
Raûf: Merhameti şefkati engin olan.
Mâlikü’l-mülk:
Mülkün gerçek | |
sahibi varlıklar üzerinde istediği gibi tasarruf eden.
Zü’l-celâli ve’l-ikram:
Ululuk ve | |
ikram sahibi.
Muksıt: Adil bütün işlerini yerli yerinde dengeli
kılan.
Câmi’: Dilediğini | |
istediği anda ve istediği yerde toplayan.
Ganiyy: Kimseye ihtiyacı
bulunmayan ve | |
her şeyin kendisine muhtaç olduğu zengin.
Muğnî: Dilediğini zengin
hale getiren.
Mâni’: | |
Dilediğine engel olan. Kullarından itaat edenleri kötülüklerden koruyan
yardım eden.
Dârr: | |
| Elem ve zarar veren şeyleri yaratan ve dilediğini
bunlarla imtihan | |
eden.
Nâfi’: Hayır ve yarar veren şeyleri yaratan ve
dilediğini bunlardan | |
yararlandıran.
Nûr: Âlemleri ve gönülleri nurlandıran.
Hâdî: Hidayet eden her
şeye varlıklarını | |
sürdürme yollarını gösteren.
Bedî’: Eşsiz bir biçimde yaratan.
Bâkî: Varlığının
nihayeti olmayan | |
dâimi var olan.
Vâr Her şey yokluğa döndükten sonra
da varlığı | |
ve saltanatı devam eden bütün servetlerin hakiki sahibi.
Reşîd:
Her şeyi | |
bir hikmet ve nizam üzere hedefine ulaştıran yol
gösteren.
Sabûr: İsyankarları | |
hemen cezalandırmayıp mühlet veren çok sabırlı.
Allah’ın isimleri doksan
dokuz tane | |
mi?
Allah’ın isimleri sadece bu isimlerden ibaret değildir. Hadis-i
şerifte doksan | |
dokuz sayısının zikredilmesi bunlardan başka ilâhî isim yoktur
anlamında bir | |
| sınırlama değildir. Bunlar en meşhur isimlerdir. Yoksa Allah’ın
sayısız ismi | |
vardır.
Biz Esmâ-i İlâhiye’nin tamamını bilmiyoruz. Efendimiz (sallallahu aleyhi
ve sellem) | |
| bir kimsenin afet ve musibetler dolayısıyla tasalandığında okuması
için talim | |
ettikleri duada “Allah’ım ben Senin kulunum kullarından bir
erkekle bir | |
| kadının oğluyum. Perçemim Senin (kudret) elindedir. Hakkımdaki kararın
yürürlükte ve | |
takdirin âdilânedir. Senden kendini isimlendirdiğin Kitab’ında zikrettiğin mahlûkatından
herhangi birine | |
| öğrettiğin veya gayb ilminde kendine tahsis ettiğin (kimseye
bildirmediğin) her | |
ismin hürmetine... Kur’an’ı kalbimin baharı gözümün nuru hüzün
gam ve | |
tasamın gidericisi kılmanı diliyorum.”(2) buyuruyor. Demek ki sadece
bir insanın | |
bildiği yalnız bir kitapta zikredilmiş tek bir salih
kul cin | |
| veya meleğe bildirilmiş ya da kimseye bildirilmeyip ilm-i
İlâhî’ye has | |
kılınmış isimler de vardır.
| |