Yolsuzluk
Talip efendi bir tıp fakültesi hastahanesinde
uzun yıllardan | (...) smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" title="," class="inlineimg" /> limbik sistem serebrum |
beri çalışıyordu. Canına tak etmişti gurbette çalışma. Memleketine
oradaki tıp | ve beyin kabuğundan oluşur. Ön beyin simetrik bir yapıya sahiptir. |
| fakültesine gitmeye karar verdi. Dilekçesini bugünden aaai yok
yazmalıydı. Hizmetli | Serebrum evrimleşmede son basamaklardan birini gösterir. İlkel hayvanlarda bulunmaz. Hayvanın |
| kulübesine gitti. Bir hastadan aşırdığı kalemi aldı. Muhasebeden
alıp kullanmak | evrim basamağında bulunduğu yerde serebrumun karmaşıklık derecesi birbirine paralel |
için orada bulundurduğu bir kâğıda dilekçesini karaladı altına
imza attı. | gider. Sinir sistemindeki ağırlığın artması serebrumun gelişmesinden dolayıdır. İnsanlar gövde |
Kalemi bir kenara fırlatarak hastahane müdürünün odasına yöneldi.
Yolda giderken | ağırlıklarına oranla en büyük beyne sahiptirler. İnsanlarda bulunan her dört |
| birkaç arkadaşına takıldı. Onlara el şakası bile yapmayı
düşündü ama | nörondan üçünün serebrumla ilişkisi vardır.
Talamus duyu organlardan gelen |
| nedense bunu yapmaktan vazgeçti. Neşeliydi... Oradan ayrılması ve
yeni yere | nöronların beyin kabuğu ile olan ilişkisini sağlar. Talamusun belirli bir |
tayini için bütün şartlar hazırdı.
Müdürün kapısını kendinden
emin bir | kısmı gözden gelen uyarıcıları alır ve beyin kabuğunun görme ile |
| şekilde tıklattı. İçeriden kalın ve emir verici bir
'gel!' sesiyle | ilgili bölgesine yansıtır. Başka bir kısmı kulaktan gelen sinirsel uyarıcıları |
| içeriye girdi. Müdür onu görünce tebessüm etti. O
da müdürün | işitme ile ilgili beyin kabuğu bölgesine iletir. Talamustaki üçüncü bir |
| karşısında olduğundan daha ciddi ve işbilir bir görünüm
aldı. Elindeki | bölgenin işlevi omurilikten gelen nöronların beyin kabuğunu dokunma ve bedenin |
dilekçeyi müdürün parlak geniş masasına bırakırken 'tayinimi istiyorum'
diye yavaş | durumunu algılama ile ilgili kısımlarına yansıtmaktır.
Hipotalamus talamusla hipofiz salgı |
bir sesle rahatsız edişinin sebebini açıkladı.
Müdür 'İyiydik
Talip efendi!' | bezinin arasında yer alır; son yıllarda en fazla araştırılan beyin |
| dedi öylesine. Bu o kadar belliydi ki yüzünde
hiçbir ifade | kısımlarından biridir. Hipotalamus heyecanların ve arzuların denetlendiği merkezdir. Cinsel davranış |
| belirmemişti müdürün. Talip'in ne kadar menfaatçi biri olduğunu
bilmekteydi. Başka | yeme ve içme bu merkezce denetlenir.
Vücut sıcaklığındaki değişiklikleri fark |
personelden gelen şikâyet dilekçeleri bunun ispatıydı.
'Müdürüm memlekete
gideyim burada | eden ve bedenin sıcaklığını normal tutabilmek için önlemler alan merkez |
çoluk çocuk geçinemiyoruz' dedi Talip.
Müdür 'Peki hemen
işleme alacağım | hipotalamusta bulunur. Saldırganlık duygusu ve saldırganlık ifadesi uyanıklık ve uyku |
| dilekçeni' dedi ve üzerine bir havale yazısı yazarak
kaleme gönderdi | davranışı iç salgı bezlerinin çalışmalarını denetleyen süreçlerin işleyişi yine hipotalamusta |
dilekçeyi. Tayin işlemleri böylece başlamıştı.
Talip zengin olma
fikrini kafasından | yer alır.
Limbik sistem beyin sapının yukarı kısmıyla ön beyin |
bir türlü atamıyordu. Bu dünyada çalışarak zengin olmak
pek zordu | arasında yer alan nöron ağından oluşur heyecan yaşantısı saldırma ve |
| bundan dolayı zengin olmanın kolay bir yolunu bulmalıydı.
Kahrolası oynadığı | kaçma davranışlarıyla ilişkisi vardır. Limbik sistemin bir kısmının heyecanları yatıştırıcı |
totolar lotolar ve diğer şans oyunları hiçbiri para
getirmemişti bu | bir işlevi vardır başka kısımları ise tam aksine heyecanları kamçılar. |
güne kadar. Dilekçeyi verdikten sonra hırsızlık plânları kurmaya
başladı.
Beyin | Limbik sisteminin elektrikle uyarılan bazı kısımları kızgınlık ifade eden davranışları |
| cerrahisi bölümündeki en pahalı bir âletin pazarlamasını yapıp
geliriyle memlekette | ortaya çıkarırken diğer kısımları korku davranışları ortaya çıkarır.
Serebrum insanda |
| daha iyi yaşama şansını elde etmeyi düşündü. Hayâllerini
gerçekleştirebilir miydi? | en gelişmiş beyin yapısıdır. Serebrumu örten girintili çıkıntılı yüzeye serebral |
Tayini çıktığından dolayı kimse ondan şüphelenmeyecek gittikten sonra
da mesele | korteks veya beyin kabuğu adı verilir. Beyin kabuğu serebrumun en |
kapanıp gidecekti.
Akşam yemeğinde bu düşüncelerle karısıyla ve
çocuklarıyla hiç | önemli kısmını oluşturur.
Korpus kallosum beynin iki yarı küresinin birbiri |
konuşmamış yemekten sonra yatak odasına çekilmişti. Giderken karısına
'Tayinimiz çıkıyor | ile ilişkisini sağlar böylece yarı küreler birbirlerinin ne yaptığından haberdar |
evdeki eşyaları toplamaya başla!' diye bir emir vermeyi
ihmâl etmedi. | olur.”(7)
Beyin Soğanı : Omuriliğin beyin içine girmiş bir kısmıdır. Ön |
Kadın sevinmişti bu duruma fakat kocasının kafasında bir
kurdun dolaştığını | iki çift kafa tası sinirinden son yedi çifti ile solunum |
| hissetmesine rağmen hiçbir şey dememişti. Her zaman böyle
burnundan solumaya | aygıtına ait sinirler beyin soğanından çıkar. Bunların bir kısmı burada |
başladığında susar onu kızdırmaya çalışırdı; bugün de aynı
şey yaptı. | çaprazlaşır. Beyin soğanının nefes alma yutma sindirim ve kalp çarpması |
Ertesi gün elini yüzünü yıkadıktan sonra evdekilerle vedalaşmadan
ayrıldı. Hastahaneye | gibi eylemler üzerinde önemli etkileri olduğu saptanmıştır. Beyin soğanında bulunan |
varınca önlüğünü giydi. Gereken işleri yapmaya başladı fakat
aklında hep | ve bir ağ manzarası gösteren retiküler formasyonların uyku ve uyanıklık |
tasarladığı şeyi nasıl yapabileceği vardı. Arkadaşları 'Talip oğlum
yüzünden düşen | hali ile ilgili olduğu sanılmaktadır. Bu bölgeye şiddetli bir vuruş |
bin parça ne bu Allah aşkına? Tayinim çıkacak
diye adam | insanı derin uyku ve koma haline sokmaktadır.(8)
BEYİN KABUĞU VE DAVRANIŞ
Beyin |
sevinir sen ise üzülüyor gibisin. Hadi çaylar hazır
birer bardak | kabuğu beynin en evrimleşmiş kısmını oluşturur. Beyin yarım küresinin her |
içelim de kurtulalım şu kasvetten.' demişlerdi.
Talip bu
sözlerden sonra | biri dört loba ayrılmıştır. Merkez oluk alın lobunu çeper lobundan |
| kendine geldi. Küçük odanın bir köşesinde alüminyum çaydanlıkta
kaynayan çaydan | ayırır. Yanlamasına oluk şakak lobunu alın ve çeper lobundan ayırır. |
bardaklara çayları bir taraftan koyuyor diğer taraftan da
plânlarını tazeliyordu. | Ense lobunu ayıran bir yarık yoktur beyin yarı küresinin arka |
Çayların dumanı kâbuslu havayı biraz olsun dağıtmıştı. Gülüşmeler
şakalaşmalar sarmıştı | kısmını oluşturur. Bu fiziksel ayrımlar işlevsel ayrımların da sınırlarını oluşturur. |
| odayı. Hâllerinden şikâyet ediyordu hepsi. Böyle sıkıntılı bir
ortamda çalışmak | İnsan davranışını etkileyen en önemli süreçler (görme işitme beden duyumları |
zordu ama yine kendilerine göre onlar fedakârlık edip
çalışıyorlardı. Başka | hareket öğrenme düşünme konuşma) burada yer alır.(9)
Beyin vücudun bütün hareketlerini |
| bir şanslarının olup olmadığını düşünmeden yapılan bu konuşmalar
yakınmalardan öte | denetleyen ana organdır. Bir anda hangi hareketin yapılması gerektiğine karar |
gitmiyordu. Orada çalışmaktan başka çareleri de yoktu onların
ama yaşama | verir. İnsanlara düşünme konuşma sözcükleri ayırt etme ve sorunlara çözüm |
standardı yüksek insanları kıskanma onları daha hırslı hâle
getirmişti. Kendilerinden | olanağı sağlar.
İnsanların dünyaya egemen olmalarını sağlayan organ beyindir. Hiçbir hayvanın |
daha aşağıda olanlara hiç bakmıyor kendinden üstekilere haset
ediyorlardı. Sahip | beyni insan beyni kadar gelişmiş değildir. İnsanı diğer hayvanlardan ayıran |
| olmak istediklerinin bir sınırı yoktu. Azına ve helâline
bereket okuma | en önemli özelliği beynidir.
(...) ans.com/images/smilies/smiliv.gif" border="0" alt="" title="," class="inlineimg" |
gibi bir anlayışları da olmadığından hep şikâyet ediyorlardı.
Kendileriyle aynı | /> o kişilerin de âni bir kalb krizi ile hayata |
statüde çalışan bir arkadaşları onların bu durumlarını bilerek
aralarına pek | veda etmeleri oldukça yüksek bir ihtimaldir.
Biyolojik işleyişte beyin kalbe itaat |
| karışmazdı. İkinci çayları içerken de onun dedikodusunu yaptılar.
İsteksiz bir | ediyor
Kalb atım hızındaki değişme ritmlerinde uyum yakalandığında kişinin beyninde üretilen |
| çalışma başlamıştı her günkü gibi. Talip o gün
nöbetçi kalacaktı | alfa veya daha düşük frekanslı dalgalar da kalbin ritmlerine eş |
| hastahanede. Bir özel yerle yaptığı anlaşmayı o akşam
gerçekleştirecek; o | zamanlılık (senkronizasyon) gösterecek şekilde uyum sağlamaktadır. Bir başka ifadeyle kalb |
kıymetli âleti plânlayıp görüştüğü gibi hastahaneden çıkaracaktı. Saat
gecenin üçünü | ritimlerindeki uyum ile kalb-beyin arasında âhenkli işleyiş ve mükemmel bir |
gösteriyordu. Bütün hazırlıklar tamamdı. Hastahaneden ve dışarıdan anlaştığı
kişiler bir | bütünlük vardır. Yapılan araştırmalar yaratılışta beyin aktivitesinin kalbin aktivitesine senkronize |
| hastayı dışarıya çıkarıyormuş gibi hazırlıklarını yapmışlardı. Onlar da
kendilerine düşen | olacak şekilde programlandığını göstermiştir. Mesela embryonik gelişmede beyin kalbe tabii |
| payı alacaklardı. Âletin bulunduğu odaya girdiler. Binlerce kişinin
vergisiyle alınan | olmaktadır. Çocuk anne karnında gelişirken önce beyin değil kalb gelişmektedir. |
| bu cihazlarda onların da hakkı vardı; ithâl edilirken
çok zorluklara | Beynin gelişmesi çocuk bir yaşına gelinceye kadar ancak tamamlanmaktadır. Son |
| katlanılmıştı. Bu can kurtaran âletler ne kadar iyi
düşüncelerle oralara | araştırmalara göre kişi niyet edip hislerini değiştirdiğinde otomatik olarak kalbden |
kadar gelmişti.
Talip depodan getirdiği bir battaniyeyle cihazı
iyice sarıp | beyine giden sinir uyarılarının kalitesi de değiştirilmektedir. Bir başka ifadeyle |
| sarmaladı. Hasta arabasının üzerine beraberce tutup koydular. Yerine
de başka | kişinin psikofizyolojik durumu dengeli ve olumlu ise kalbin HRV ritimleri |
| bir yerden buldukları bozuk bir âleti bıraktılar. Bir
kere gözünü | de buna paralel olarak âhenkli olmakta ve sonuçta beyindeki elektrikî |
| para kazanma hırsı bürümüştü; insan canının ne kadar
değerli olduğunu | faaliyetler kalbde oluşan bu uyum ve dengeye tabi (senkronize) olmaktadır.
Yapılan |
| düşünecek durumu yoktu. Kendi menfaatinden başkasını düşünmüyordu. Ahirette
hesap verme | araştırmalar insanların hayatlarının yüzde aaaaen ile doksanını otomatik ve mekanik |
| şuuru zaten yoktu onun. İnanç konularına birtakım hurafeler
diye bakardı. | şekilde yaşadığını (şuurane akıl ve mantık kontrolünde değil) gündelik hayat |
Bu yüzden gününü gün etme dünyayı sadece dünyayı
düşünürdü.
Ertesi | içinde çoğu kararlarını ve faaliyetlerini şuursuz şekilde alışkanlıklarına ve şuuraltı |
gün o da hastahaneden ayrılıp birkaç gün içinde
memleketine taşınacaktı. | yönlendirmelerine göre düzenlediklerini göstermektedir. Duygularımız üzerinde şuur ve iradenin kontrolü |
Zamanlama onun açısından çok mükemmeldi. Plân iyi yapılmış
başarıyla uygulanmıştı. | zayıf güçlü duygularımızın (tutku veya ihtiras) irademizi ve şuurumuzu kontrol |
| Evde hazırlıklar daha önceden başlamıştı zaten. Şehirlerarası taşımacılık
şirketi kapıya | etme ve yönlendirme kapasitesi ise çok fazladır. Ülfete ve alışkanlıklara |
gelmiş göreve başlamıştı bile. Talip’in içi içine sığmıyordu.
Kazandığı parayla | dayalı olarak yürütülen otomatik hayat tarzının şuurane ve irade merkezli |
| daha zengin olmanın yollarını bulacaktı. Şimdilik parayı bankaya
yatıramazdı. Bankada | bir hayat sürmeye fıtrî baskınlığı duyguların (bilhassa tutkuların) akıl ve |
parası olduğu öğrenilirse cihazın onun tarafından çalındığı anlaşılabilirdi.
Paranın faiziyle | mantığa karşı fıtrî üstünlüğü vardır. İnsanın bu fıtrî durum ve |
| bile geçinse olurdu. Biricik kızı Feray’a iyi bir
okul ve | meyelânı (sağlığı en ideal sürdürebilme noktasından) akıl mantık ve iradenin |
| istikbâl hazırlamalıydı. Kendisi de dünya nimetlerinden yararlanmayı ihmâl
etmemeliydi. Eşyalar | kontrolünde şuurane bir hayatın nasıl daha çok yaşanabileceği sorusunun cevabını |
| taşınırken hep bunu düşünüyordu. Son defa arkadaşlarıyla oynayan
üç yaşındaki | bulmayı önemli hale getirmektedir. Bu cevabın temelini kalbin ve gönlün |
| kızına bakıyordu. Bir ara onun yukarıya su içmek
için çıktığını | eğitimine (günlük dildeki ifadesiyle duygusal zekanın eğitimine) öncelik ve ağırlık |
gördü. Arkadaşlarına oradan sesleniyordu. Kız onlardan ayrılmak istemiyordu.
Fakat balkondan | vermek oluşturur. Duyguları ve tutkuları dikkate almayan hatta göz ardı |
| o kadar sarkmıştı ki dengesini koruyamadı. Bir çığlık
duyuldu. Aşağıdaki | eden akılcılığa dayalı eğitim âcilen terk edilmelidir. Buna karşılık kalb |
| babasının kucağını açıp onu tutmasını isteyen masum ve
zavallı bir | ve duygulara önem veren aklın ve mantığın duygulara yardımcı olup |
kızın feryadıydı bu.
Talip koştu ama yetişemedi. Küçük
kız başının | yol gösterdiği bir eğitim ve hayat felsefesi benimsenmelidir.
________________
KAYNAKLAR
l) Gülen |
| üzerine çakılmıştı. Annesi feryat ediyordu. Talip kızını kucakladı.
Oradan geçen | M.F.(2001). Kalbin Zümrüt Tepeleri Cilt 1. Nil yayınları İstanbul.sh. |
| bir taksiyi durdurdu; 'çabuk hastahaneye!' dedi. Evi yakın
olduğundan hemen | 44-46
2) Rollin McCraty Mike Atkinson and Dana Tomasino (2001). Science |
ulaşıvermişlerdi. Kızı hemen ameliyata aldılar Talip’in çalıştığı hastahanedeydiler.
“Geçmiş olsun” | of The Heart. HeartMath Research Center Institute of HeartMath Publication |
| diyenler vardı. Talip hiçkimseyi duyacak durumda değildi. Beyin
cerrahi uzmanı | No. 01-001. Boulder Creek CA.
3) Freezeframe Heart rate variability RSA |
Talip’in çaldığı âleti arıyordu. Hemşirelere 'Buradaki cihaz nerede?'
diye bağırıyordu. | system
4) Institute of Heartmath – Global leader in research |
'Bilmiyoruz!' diyorlardı hemşireler şaşkın şaşkın. Akşam kendileri silip
temizlemişlerdi; yerine | of decoding the hearts intelligence
|
| yerleştirmişlerdi halbuki. Yerinden hiç hareket etmeyen bu cihaz
nasıl kaybolurdu | |
bir anda. Doktor onu Talip’in çocuğu için kullanacak
beyindeki kanın | |
| pıhtılaşmasına engel olacaktı. Lâkin yoktu ortalıkta. Sihirle başka
bir tarafa | |
mı taşımışlardı. Doktorun "Çabuk bulun bu âleti çabuk
bulun!" sesi | |
| koridorda çınlıyordu. Talip ne yapacağını şaşırmıştı. Ne diyeceğini
bilemiyordu. Dili | |
| tutulmuştu sanki; gece başka bir hastahaneye yüksek ücret
karşılığında sattığı | |
| cihaz aranıyordu. Boğazını tırmalar şekilde çıkan bir sesle:
'O cihazın | |
| yerini biliyorum. Cihazı akşam çalıp başka bir hastahaneye
satmıştım. Gidip | |
size onu getireyim!' dedi.
Cihazı sattığı hastahaneye gitmek
üzere koşarak | |
çıktı. Atladığı bir arabayla âleti binbir zahmetle ve
izinle getirebilmişti | |
ancak çocuğuna anında müdahale edilememişti. Çocuk sakat kalmış;
konuşamaz yürüyemez | |
kendini bilemez olmuştu. Talip kendi eliyle çocuğunun hayatını
perişan etmiş | |
kendi hatasını ciğerpâresinin sakatlığıyla ödemişti. İki polis memuru
kelepçeyle kriz | |
geçiren Talip’in ellerini birleştirmeye çalışırken gözü yaşlı anne
çocuğunun durumuna | |
ağlıyor hıçkırıklara boğuluyordu.
Talip tutuklanarak polis memurlarının arasında
cezaevine doğru | |
yola çıkarılıyordu
| |