Bahar Panoraması
Kış geçmeye hazırlanırken bahar isteksizce
yaklaşıyor. Çok | (...) all the way back around
Yeah
What goes around comes around |
uzun bir zamandır bu solgun ve soğuk mevsimdeki
gibi yorgun | (comes around) yeah
What goes around comes around (comes around) yeah
You |
bitkin ve heyecanla bahar beklentisi içinde olmamıştık. Geçen
senenin sarmaşıkları | should've known that
What goes around comes around (comes around) yeah
What |
| yerlere yayılıp serilmeye ve rüzgârla sürüklenerek karmakarışık hâle
gelmeye başladı. | goes around comes around (comes around) yeah
You should've known that
Don't |
Çok Önceden yağmış olan kar taşlı toprağa iyice
nüfuz etti. | wanna think about it don't wanna talk about it
I'm just |
| Gök yüzünde san bir güneşin olması gereken yerde
uzun süre | so sick about it I can't believe it's ending this |
buğulu bir bulut perdesi durdu. Bizim tek istediğimiz;
ışık rayiha | way
Just so confused about it feelin the blues about it
I |
ve ılıman bir havanın kuvvetli emarelerini görmek.
Çoğu zaman
kışın bitmesini | just can't do without ya tell me is this fair
Is |
beklememiz; içimizde saklı duran hareketlenme coşkusunu sabırsızlığa çevirir
yeşil canlanmanın | the way it's really going down
Is this how we say |
| başladığı yerlere koşup baharı bulmaya çalışırız. Onu bulduğumuz
yerden başka | goodbye
I should've known better when you came around
That you were |
| yerlere atılıp bahar nabzının en şiddetli attığı buram
buram hayat | gonna make me cry
It's breaking my heart to watch you |
kokusunun yayıldığı bölgeleri keşfetmek isteriz. Bunu yapamıyorsak bulunduğumuz
yerleri çiçek | run around
Cause I know that you're living a lie
But that's |
saksılarıyla donatır bahara olan anlaşılmaz sevgimizi bu şekilde
gösteririz. Yalnızlık | okay baby 'cause in time you'll find
What goes around goes |
içindeki bu mahzun çiçeklere baktıkça geldikleri tabiî çevreleri
hatırlar hayalimizde | around goes around comes all the way back around
What goes |
o renkli sahneyi tamamlamaya başlarız: Bahar kokulu topraklar
serin yağan | around goes around goes around comes all the way back |
yağmurlar bahar neşesi fısıldayan rüzgârların mesajıyla kendinden geçip
salınan birbirlerine | around
What goes around goes around goes around comes all the |
sevgi hâleleri gönderen otlar yapraklar dallar...
Şimdi mevsimin bu
değişim zamanında | way back around
What goes around goes around goes around comes |
| kalbimizde olgunlaşan hayalî bir bahar ülkesine doğru dilerseniz
hep beraber | all the way back around
Yeah
Yup yup yup
Let me paint this |
bir gezintiye çıkalım.
İşte bir deniz kenarı. Martılar hafifçe
esen ılık | picture for you baby
You spend your nights alone
And he never |
rüzgârın refakatinde yan inişler yapıyorlar. Kumsal kuşları çubuk
gibi bacaklarıyla | comes home
And every time you call him
All you get is |
| zorlukla koşmaya çalışıyorlar. Siz geçerken durup merakla bakmayı
da ihmal | a busy tone
I heard you found out that he's doing |
| etmiyorlar. Biraz uzakta gök yüzü ile suyun tek
renk olduğu | to you
What you did to me ain't that the way |
| yerde yalnız başına bir balıkçı ağlarını denize seriyor.
Hemen yanıbaşımızda | it goes
When you cheated girl my heart bleeded girl
So it |
kırmızı ve san yaban çiçeklerinin taptaze mütevazı bahar
dalları.
Güneşin hafifçe | goes without saying that ya left me feeling hurt
Just a |
| aşağıya doğru kaymaya başlamasıyla ortaya çıkan güzel şekilli
gölgeleri seyretmeye | classic case sce-sce-scenario
Tale as old as time girl you got |
doyamıyor oradan güçlükle ayrılıyoruz. Denizden gelen rüzgâr belirgin
bir şekilde | what you deserved
And now you want somebody to cure the |
güneyden üfüldeyerek ılık esmeye başlıyor ve sıcak havanın
müjdesini fısıldıyor.
Birkaç | lonely nights
You wished you had somebody that could come and |
öbek evden oluşan köyler kasabalar. Siyah çam ormanları
kırmızı toprak | make it right
Well girl I ain't somebody with a lot |
| kahverengi inekler. Solgun dallı sık çalılıklar. Küçük evler:
çiçek açmak | of sympathy (see see)
What goes around comes back around
I thought |
üzere olan sarmaşıkların sıcaklığıyla sarılmış çatıları pas tutmuş
sundurmalar. Baharın | I told ya hey
What goes around comes back around
I thought |
| yaklaşmasıyla kendini toparlamaya çalışan bu sahnede işte ilk
canlanma: Sıcak | I told ya hey
What goes around comes back around
I thought |
| kırmızı çiçekleriyle parıldayan bir kamelya çalısı ve birden
ortaya çıkan | I told ya hey
What goes around comes back around
I thought |
halılaşmış çayırlarda açmaya başlayan nazsız teklifsiz "gelin yüzlü
altın gözlü" | I told ya hey
(Take it to 'em hey hey...)
Haha
See you |
papatyalar limonî nergisler. Baharı teyit eden bu ilk
birkaç renk | should've listened to me baby
(Take it to 'em hey hey...)
Because |
etrafa ışıl ışıl yayılıyor karanlıkta tek tek dizilmiş
kandiller gibi | what goes around comes back around
Haha
(...) r />
Wooley kazıyı |
bir rahatlık veriyor.
Sıklıkla yerleşmiş olan palmiyeler çamlar ve
çiçek açan | devam ettirdi ve daha aşağılara indi. Derken 3 metreden fazla |
| çalılıklar üzerine birikerek yağan yağmur. Yağmur sonrası gelen
sessizlikte belli | derinlik tutan balçık tabakası birden bire kesildi. Şimdi normal toprak |
| belirsiz sesleri duymak için kulaklar iyice kabartılmalı: dalgaların
sahile düzenli | tabakalarına gelindiği düşünülebilirdi ama hayır zımpara taşlarına ve kap-kacak gibi |
aralıklarla vuruşu kuşların uyku öncesi sohbeti.
Gün ağarmasına izin
vermiyormuş gibi | eşyalara rastlanılmıştı yeniden. Demek oluyordu ki bu çok eski medeniyetin |
| duran bulutlar; ardından ipek gibi yumuşak bir gök
mavisine hafif | üzerini 3 metrelik balçık tabakası örtmüş en üstte de Ur |
bir geçiş. Bir kelebek bir manolya çiçeğinin taç
yaprağı üzerine | medeniyeti yeşermişti.
Balçığın sebebi ve kapladığı sahayı öğrenebilmek için civar |
| titrek titrek konuyor. Yağan yağmur yeşil yaprakların ta
içine girmiş | bölgelerde bir dizi kazı daha yapıldı. İlk çukurdan 300 metre |
| ve oradaki özü dışarıya zorlamış gibi etrafa hoş
bir rayiha | uzakta açılan ikinci çukurda da aynı sonuç elde edildi. Wooley |
yayılıyor.
Sarmaşık tünelli hoş görünümlü cümle kapısı yollarını aydınlatarak
taş döşemeli | bu sefer de yüksekçe bir tepeyi kazdırdı. Sonuç değişmemişti Böylece |
| sokaklarda yumuşak bir şekilde yayılan lâmba ışığı; pencere
kenarlarında sürtünerek | balçık yığılmasının ancak çok kuvvetli bir su baskını yani Tufan'ın |
| aşınmış pirinç levhaların üzerinde ümitle parıldayan bahar ışıltıları.
Şirin sümbüller | eseri olabileceğine dair rapor hazırlandı ve bütün dünyada heyecanlı yankılar |
| ve menekşelerin renklendirdiği ince duvarlı bahçelere doğru süzülen
solgun ışık. | doğdu. Bu arada bazı çevreler su baskınının dar bir çevrede |
Esans gibi kokular bu duvarların üzerinden kurtuluyor ve
akşam vaktinin | yaşandığını ileri sürmüşlerdi ama yeni kazılar onların iddiasını iflas ettirdi. |
| havasına güzel bir koku cümbüşü kazandırıyor. İşte hayatın
aaafe hitap | Şuruppak kralı Ubartutu zamanında bölgenin bütünüyle korkunç bir felakete uğradığı |
eden doruk noktası.
Sabah saatlerinde küçük yol kenarlarında çiçek
satıcıları günün | ve kültür izlerinin tamamiyle gömüldüğü açıkça anlaşılıyordu.
Tufanla ilgili olarak |
ilk hazırlıklarını yapıyorlar. Hoş bir lakırdı içinde fulya
nergis ve | Mezopotamya dışında etraflıca bir çalışma yapılmadığından su baskınının nerelere kadar |
| karyumağı demetleri hazırlıyorlar. Kasalardan aldığı demetlerle bir kız
hemen yola | uzandığını tam olarak bilemiyoruz. Tahmin edilen mıntıka Basra körfezinin kuzeybatısında |
atılarak geçen arabaların kenarından koşuyor küçük elleriyle çiçekleri
havada sallayarak | 400 mil uzunluğunda ve 100 mil genişliğinde bir sahadır. Olayın |
"güzel çiçekler güzel çiçekler!" diye bağırıyor.
Olgunlaşan bir bahara
ayak uydurmak | tarihi ise MÖ. 4 binden çok önceki yüzyıllardır. Bu tufan |
çok da kolay olmayabilir. Bazı yerlerde bahar avare
avare dolaşan | bildiğimiz Nuh tufanı değildi elbette. Ama bu bile geniş çaplı |
| biri gibi kuzeye doğru günde yirmi-yirmibeş km yayılır.
Bazen bulunduğu | bir su baskınının neler yapabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Öte yandan |
| yerde bir an için dinlenir. Sonra orada iyice
yerleşebilmek için | yapılan jeolojik araştırmalar mahiyeti bilinemeyen sebeplerden dolayı dünyamızın yer yer |
| güçlükle ilerler. Bir dağı tırmanması gerektiğinde yavaşlar; tepe
aşağı ise | bir kaç defa suya gömüldüğünü gösteriyor. Miami Üniversitesi'nden jeokimyacı Jerry |
| kendini salıverir. Vadiler içinden ve düzlükler boyunca uzun
adımlarla kolayca | Stip'e göre dünyanın yaşadığı en müthiş su baskını günümüzden yaklaşık |
hızlanır; gözünüzü kapamışsınız yanıbaşınızda açmışsınız geçmiş.
Ve işte evlerde
minderlerin üzerinde | 11 600 sene önce olmuştur. Ancak bütün bu bulgular Nuh aleyhisselam |
kanepelerin aşağı serpilen Örtülerinin kenarlarında kapkacak sıralarının önlerinde
güller menekşeler | zamanındaki tufana ait midir bilinememektedir.
Mezopotamya dışında yapılacak kazıların bizi |
karanfiller kumaşların üzerine geçmiş rengarenk başka bir dünya
meydana gelmiş: | sonuca daha fazla yaklaştıracağı muhakkaktır. Özellikle Hazret-i Nuh'un inşa ettiği |
kanaviçeler. El işi köylerde bilhassa dağlık bölgelerde genç
kızların kış | geminin kalıntıları ortaya çıkarılabilirse Tufan!ın ne zaman meydana geldiğini öğrenmemiz |
| meşguliyetidir. Kar yağarken bile çiçeklerden ayrı olamayız. O
parıltılı renkler | mümkün olacaktır.
|
kumaşların üzerinde sıra sıra diziliverir.
Kristal gibi ışıltılı kaynaklar
dağlar üzerindeki | Öyküleri
Medeniyetler Tarihi
Osmanlı Tarihi
Suikastler Tarihi
Tarihe Geçen Kadınlar
Tarihi Eserler
Tarihi Gizemler
Tarihteki İlginç Olaylar
Türkiye |
karların altından kurtulup aşağı doğru ilerlemeye başlar. Geyiklerin
orman dışına | Tarihi
Ülkeler Tarihi
İletişim
Anasayfa
|
| güneşe doğru keşif gayesiyle çıktıkları sahalar boyunca kır
çiçekleri ipekten | |
kadife gibi yeşil zemine örtü olur.
Mevsim artık olgunlaşmıştır.
Ve ardından | |
mayıs. Farklı bir ay farklı bir görüntü.
Kışın yoğun
yağmurları sona | |
erdi. Yer yüzü zemini parıl parıl parlayan insanın
gözlerini kamaştırıp | |
| hayran bırakan ve çok hoş duygulara gark eden
cömert bir | |
| yeşilliği birdenbire gözlerimizin önüne seriverdi. Güneş artık havada
sıkça görülüyor. | |
| Çiçekler de sanki güneşin alevlerinden alev çekmiş gibi
için için | |
yanıyor.
Ve yeşile bürünmüş her çeşit çiçeği bağrına basmış
yeşil dostu | |
tepeler. Söğütün altın sarısı armutun beyazı elmanın pembesi.
Yeşil üzerine | |
| yeşil zarafeti almış şair ruhlu tepeler. Yavrusunu sımsıcaklığına
çeken analar | |
| gibi köylere kasabalara kuytu eteklerini vermiş sevimli güzel
tepeler. Ve | |
| öbek ö-bek serpilmiş sade bir tarih yaşayan binaların
derinliğinden yaklaşan | |
| bir ezan sesi. Yükselen İlâhî davet. Kayrak taşları
yerinden kıpırdamış | |
eski bir cami avlusu. Duvarların dibinde bahan anlatan
kendilerine göre | |
farklı bir İlâhî davet ile görünen leylâklar karanfiller
fesleğenler.
Ve şimdi | |
| her yer kendine has bir bahar havasında. Yeni
bir fırsat; | |
her sene gelen bu sene biraz geç fakat
bütün güzellikleriyle | |
gelen fırsat. Bahan yaşamak için; baharın mânâsına tabiatın
bütün güzelliklerine | |
yeniden yeşeren otlara coşup akan derelere bütün yer
yüzünü şenlendirmeye | |
| uğraşan çiçeklere yeni bir mânâ verip bunu ümit
güzelliğine dönüştürerek | |
kalbimize ve ruhumuza doldurmak için iyi bir fırsat.
| |